Avsnitt
-
Kurumsallaşan dini, eğitim sistemini, otoriteyi falan eleştirdik, süper, asıl merak ettiğim yere gelelim: Ansiklopedilerden derlediği bilgileri broşürler halinde gazete ilanı aracılığıyla satan Manus “fırsatçı” mıdır? Yoksa bilginin demokratikleşmesine katkı sağlayan bir “girişimci” mi?
Konuya dair söylemek istediklerinizi instagram’da “benbikitapokudum” hesabında, bölüme ilişkin gönderinin altına bırakabilirsiniz:
-
Ödüllere doymayan o kitap en son Women’s Prize’ı da aldı. Yalan yok, ben de elimden bırakamadım. Mektup formatında yazılmasının bunda büyük etkisi olduğunu düşünüyorum; okuma deneyimini kolaylaştıran bir üslubu var kesinlikle.
Sizin kitaba ya da bölüme dair söylemek istedikleriniz varsa instagram’a bekleriz:
-
Saknas det avsnitt?
-
Burada çok fazla hikaye var. Ben sadece bir seyahatname görmüyorum. Bir maceraperestin, düzene aykırı bir adamın zihin yapısını görüyorum. Bir ilişki testi görüyorum. Belirsizlikle baş edebilme kası geliştirmeyi görüyorum. Karar alma ve çözüm üretme gücünün önemini görüyorum. Kimsenin bakmadığı yerdeki kıymeti fark etmenin hazzını görüyorum.
Bölüme dair konuşmak isterseniz aşağıdaki linkten instagram hesabımıza gidebilirsiniz:
-
Keşke “İnsanlığımı Yitirirken”den önce bu kitabı okusaymışım. Dazai çok akıllı bir adam, çektiği dünya ızdırabını çok iyi anlıyorum ama bu ızdırabın onu ölüme sürüklemesine izin verişini içime sindiremiyorum. Toplumun beklentilerini ve erdem sinyallemelerini içselleştiremediği için geliştirdiği bir insan korkusu var ve nasıl haklı… Ama o kadar zekiysen bu biricik hayatında seni mutlu edecek yolları da bulabilirsin gibi geliyor bana.
Bölüme dair söylemek istedikleriniz olursa instagram’a bekleriz:
-
Kadın cinselliği üzerine konuşmak benim için hala güvenli bir alan ihtiyacıyla beraber geliyormuş; feministliğimize zeval gelmeyecekse orijinal dilinde okuyarak mesafelenmiş olmak bana konforlu geldi.
Bölüme ya da kitaba dair fikirlerinizi paylaşmak isterseniz aşağıdaki linkten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin gönderinin altına yorum bırakabilirsiniz:
-
Şiddetin içgüdüsel bir yanı var, modern insanlar olarak öfkemizi birbirimize şiddet yoluyla yansıtmayacağımızı söylüyoruz. Ama bu öfkeyle ne yapacağımızı ya da bu mutabakata uymamayı seçenlere karşı kendimizi nasıl koruyacağımızı bilemiyoruz.
Paddy’nin çocukluğunda şiddet hala bir norm. Evde yıkıcı bir etkisi olduğu kabul edilmiş ve kaçınılan davranış olarak işaretlenmiş olsa da bu bayrak elden ele, hiyerarşideki bir alt kademeye yöneliyor. Yetişkinlerin şiddet davranışı replika edilerek çocuk gruplarında sosyal onay alma yarışı haline geliyor.
Sana uyuz oldum Paddy, bunu duysan eminim çok sevinirdin. Sizin söylemek istediğiniz bir şey varsa instagram’a bekleriz:
-
Şimdiye kadarki en basit Ian McEwan ikilemi olduğunu düşünmüştüm ama sorduğumda yine karpuz gibi ikiye yarıldık. “Sevdiğiniz insan başka birinin ölümüne sebep olsa ne yaparsınız?” temel sorumuz. En az bizim kadar keskin şekilde ikiye ayrılan Berlin’de MI6 operasyonu sırasında hem kişisel hem ulusal sırlarla dolu bir kurgudayız.
Bölüme dair söylemek istediğiniz bir şey olursa instagram’da bölüme ilişkin gönderinin altına yorum bırakabilirsiniz:
-
Hormon kavramı 125 yıl önce piyasada yoktu bile; davranışları manipüle edebilme etkisini düşünürsek dinlerin, iyi insan olma çabasının bile karşı koltuğunda oturuyor. Azıcık salgıların bizi biz yapan hemen her ögeyi yönetebiliyor oluşunu kanıksadık ama ölçülemeyecek kadar küçük olanı ölçmenin yolunu keşfederek 1977’de Nobel Ödülü alan Rosalyn Yalow’a selam durmadan geçmeyelim, kazımış tırnaklarla kraliçe.
Hormonlarımızın bu gencecik tarihini incelediğimiz bölüme dair söylemek istediklerinizi aşağıdaki linkten Instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin gönderinin altına yorum olarak bırakabilirsiniz:
-
Alice Miller’ın da kitaplarında yazdığı gibi bir anne olmadığını anlatıyor oğlu. Aslında bunu anlatabiliyor olması, duygularıyla bağının kopmamış olduğunu gösterir ki Alice Miller bu durumda kendini “iyi bir anne” olarak görmeye devam eder sanırım.
Ben bu ara berbat bir anneyim. Çocuğum üzerindeki gücümü hatırlamak, bu otoriteyi kötüye kullanmamak için bir hatırlatmaya ihtiyacım vardı. Alice Miller dünyanın en berbat annesi bile olsa, kendisi uygulayamasa bile anlattıklarının benim anneliğime iyi gelen bir yanı var.
Bölüme dair söylemek istediklerinizi aşağıdaki link’ten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin gönderinin altına yorum olarak bırakabilirsiniz:
-
Kuş palazından ölen küçük kardeşinin ölüm kaydını hastanede bulamaması üzerine mezarlık kayıtlarını karıştırarak geçirdiği süreçte doğmuş bu kitabın fikri. İnsanın verilerden ibaret olmadığını, onu anlamlı kılanın hikayesi olduğunu hatırlamaya ihtiyacınız varsa güzel bir hatırlatma olacaktır, eminim.
Söylemek istediğiniz bir şey olursa aşağıdaki linkten Instagram profilimize gidip bölüme ilişkin gönderinin altına yorum bırakabilirsiniz:
-
Mahremiyetten geriye ne kaldı azizim, diye diye diz dövmeye değil de mahremiyetin sınırlarını güncellemeye ihtiyacımız var sanki. Ötekiyle karşılaşmak artık evin kapısının dışında değil ama bundan çıkarılacak sonuç da utanç duygusundan geriye hiçbir şey kalmadığı da değil bence.
Yaratıcılık, merak, kutsallık için bilinmezliklere alan tanımak gerektiği muhakkak ama şaibeye ve ihtimallere açılmak istemediğimiz için netlik ihtiyacı duyduğumuz alanlar olduğu gerçeğini de küçümsememek gerek.
Net fikirlerle masadan kalkmadığım, kendi içinde yepyeni sorular doğuran pek çok ihtimal yaratan bir okuma oldu.
Siz de fikirlerinizi paylaşmak isterseniz aşağıdaki linkten instagram’a bölüme ilişkin gönderinin altına yorum bırakabilirsiniz:
-
Çok büyük bir “Ne anlamı var?” sorusunu çok bana dair bir yerden cevapladığım bir bölüm oldu galiba; kitap benim sıkıştığım yerden kesinlikle çok daha fazla…
Virginia Woolf’un akışkan diliyle zamanı, mekanı, kişileri büktüğü, sınırları silikleştirdiği,
Duygu Akın’ın özenli çevirisi ve
elimde taşırken çok gururlandığım kapak tasarımıyla harika bir okuma deneyimiydi.
Bölüme dair söylemek istediklerinizi aşağıdaki linkten instagram profilimize giderek bölüme ilişkin post’un altına bırakabilirsiniz:
-
Göz-Egemen dünyada “duyular hiyerarşisi” konuşuyor ve tabii ki bu alanda da “eşitlik” arıyoruz.
Bölüme ilişkin yorumlarınızı aşağıdaki link’ten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin post’un altına yorum olarak bırakabilirsiniz:
-
Ne anlatsam yetersiz kalacağımı hissettirecek kadar ismi büyük kitaplardan birini konuşuyoruz bu hafta. Ben bir “uzman”, bir “yetkili” değilim; kilometresi hiç fena olmayan bir okuyucu olarak, şimdiye kadarki okuma tecrübeme sırtımı dayayarak ve muhakkak bir şeyleri eksik bırakarak paylaşıyorum bu incelemeyi…
En son “Yüzyıllık Yalnızlık” konuşurken bu kadar gerilmiştim. Germeyin ya, herkes de o kadar çok şey bilmiyor:)
Bölüme dair söylemek istediğiniz bir şey olursa aşağıdaki linkten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin post’un altına yorum bırakabilirsiniz :
-
Pazarlamaya dair önyargılarımı kırmak için tercih ettiğim ama kitap seçimi konusunda hatalar yaptığımı düşündüğüm bir okuma oldu. “Ben yaptım, siz yapmayın” dediklerim ve “yine de şu bilgiler yanımıza kar” dediklerimle dolu bir bölüm…
Varsa söylemek istediklerinizi aşağıdaki linkten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin postun altına yorum olarak bırakabilirsiniz:
-
Nesiller arası kültür aktarımını sofradaki yemeklerden yola çıkarak anlatan bir yemek kitabı inceliyoruz.
Sevdiklerimizi anmak için her gün, sık sık yaptığımız şeyleri vesile etmek de benim kendime aldığım kişisel not…
Bölüme dair fikirlerinizi aşağıdaki linkten instagram hesabımıza giderek bölüme ilişkin postun altına bırakabilirsiniz:
-
Bireylerin hikayesini okuyup sinirden ölmemek imkansız ama buradaki hiçbir karakter empati kurulsun diye yazılmamış zaten. Her biri ırkçılık ve sömürü döngüsünde bir arketip, kurban-zalim-kurtarıcı üçgeninin bir parçası…
Bedenin bireyselliğinden uzaklaşıp toplumsal olarak taşıdığı anlamları kavramaya çalıştığımız, tarihin bedenler üzerindeki tahakkümünü idraka uğraştığımız, çoğu noktada içselleştirmekte zorlandığımız, belki de korkup kaçtığımız bir metin…
Bölüme ya da kitaba dair fikirlerinizi aşağıdaki linkten ulaşacağınız instagram hesabında bölüme ilişkin postun altına bırakabilirsiniz:
-
Mogador Beşlisi şimdiye kadar bizi hep sezgiler dünyasına çekerken 3. kitabı olan Suyun Dudaklarında’da arzuların peşinden gitmenin kişiyi yönlendirmeye açık kılması ihtimalini de düşündürüyor.
Bölüme dair söylemek istedikleriniz olursa instagram linki aşağıda:
-
“Nerden geliyor bu değirmenin suyu?” dediğiniz her yerde çok büyük ihtimalle yolsuzluk var. Korkunç dava belgeleri gördüğümüz bugünlerde paranın ne ülke sınırı ne de kanun tanıdığı, hangi yollarla kaçırılıp nerelerde saklandığı üzerine harika bir derleme…
Siniriniz kaldırıyorsa okumanızı tavsiye ederim.
Bölüme dair yorumlarınızı aşağıdaki linkten bölüme ilişkin post’un altına yorum olarak bırakabilirsiniz:
- Visa fler