Avsnitt
-
bir arkadaş masası, mısra gittikten sonra istanbul'da kalanlar ve tek başına omuzlanan aile sorumluluğu...
tolga, bu kez bir dostuna içini dökerken bunca yıl mesafeli durmaya çalıştığı o bağların tam ortasına nasıl çekildiğini anlatıyor
-
bir psikolog seansı, italya'daki yeni hayat ve geride bıraktığı anneannesine karşı hissettiği o tanıdık suçluluk...
mısra, seans odasında içini dökerken aklında hala istanbul’daki o bakımevi koridorlarında geziniyor
-
Saknas det avsnitt?
-
ilaç çantaları, hazırlanan bavullar ve çalmaktan susmayan o telefonlar...
anneannesini bakımevine yerleştirmeye hazırlanan mısra'nın aklı aslında bambaşka bir yerde; italya'daki yüksek lisans başvurusunun sonucunda. tolga'nın rasyonel ama bu kez fazlasıyla şefkatli desteğiyle o mail nihayet açılıyor
on dakika kadar süren bu iç döküşte aile olmanın, gitmenin ve geride kalmanın ne demek olduğunu bir kez daha anlıyoruz
-
gecenin sessizliğini ve uykuyu bıçak gibi kesen telaşlı bir telefon zili...
bir anda her şeyin kontrolden çıktığı o karanlık saatlerde, mısra ve tolga kendilerini bilinmezlerle dolu sarsıcı bir arayışın ortasında buluyor. sokakların tekinsizliğinde kaybolan izleri sürerken yaşanan o büyük çaresizliğe ve zamana karşı verilen o zorlu mücadeleye biz de gergin bir telefon hattının ucundan şahit oluyoruz
-
sakin bir lokanta, sıradan bir yemeğe eşlik eden çatal bıçak sesleri...
mısra, anneannesinin durumu üzerinden aileyi saran o tanıdık gerginliği tolga ile paylaşırken, sıradan sandığımız anların ne kadar kırılgan olduğunu hissediyoruz. masadaki rasyonel teselliler içten içe büyüyen bir endişeyi dindirmeye yetecek mi?
sakin başlayan bu buluşmanın, anneanneyle ilgili gelişen ani bir durumla nasıl bambaşka bir telaşa evrildiğine biz de şahit oluyoruz
-
tolga ile mısranın sohbeti
-
mısra ile nilin sohbeti
-
sabahın erken saatleri, evin sessizliğine eşlik etmek üzere dışarıdan gelen kuş sesleri...
anneannesinin hallerini sadece "yaşlılık" olarak görmeyi reddeden tolga, sağlık sayfalarında kaybolurken aslında mısra’nın o her şeyi iyiye yoran bakışını mı korumaya çalışıyor yoksa kendi kuruntularını mı besliyor? tüm bunlara biz de tolga'nın evinde şahit oluyoruz
karakterlerin dünyasına daha yakından bakmak için instagram'a bekleriz
-
mısra’nın hastalığı, hastane koridorları ve tolga’nın eline tutuşturulan o şüphe dolu broşür...
mecburen iş başa düştü; tolga "son çare" olarak anneanneyi doktordan alıp eve bırakırken kafasındaki o kuruntulu şüpheler iyice tetikleniyor. pub'da can ile dertleşirken asıl mesele ortaya çıkıyor: bu sadece bir kafa karışıklığı mı yoksa her şeyin başlangıcı mı? mısra'nın her şeyi toz pembe görme huyu bu gerçeği nereye kadar saklayabilir? on dakika kadar süren bu dertleşmede biz de yan masadayız
karakterlerin dünyasına daha yakından bakmak için instagram'a bekleriz
-
istanbul trafiği, aile mevzuları ve arabanın içine çöken o tanıdık hava...
mısra "tamam artık akışa bırakıyorum" dese de aslında hala dizginleri elinde tutuyor gibi, tolga ise rasyonel duruşundan ödün vermiyor olsa da ikna edilebilir duruyor. on dakika kadar sürecek bu sohbette biz de arka koltuktayız
karakterlerin dünyasına daha yakından bakmak için instagram'a bekleriz
-
mısra’nın birincilik ödülü, tolga’nın meşhur ajandasına sadık kalıp partiye gelişi ve yine o bitmek bilmeyen aile mevzuları...
üç hafta sonra yeniden bir aradayız. anneanne cephesinde sular biraz bulanık, mısra ise "akışa bıraktım" dese de aslında hala her şeyin tam ortasında. ıslak hamburger eşliğinde gelen o beklenmedik itiraf ise bölümün tuzu biberi. on dakika kadar süren bu sohbette biz de masadayız
karakterlerin dünyasına daha yakından bakmak için instagram'a bekleriz
-
acı bir kahve molası
-
gecikmiş bir doğum günü araması, jazz tınıları ve her şeyi değiştiren o taşınma haberi...
mısra abisini kutlamak için ararken, tolga bombayı patlatıyor: ankara defteri kapanıyor, istanbul'a dönüş başlıyor
karakterlerin dünyasına daha yakından bakmak için instagram'a bekleriz