Avsnitt
-
Bu bölümde “Evren bana ne söylüyor?” sorusundan yola çıkarak; kendini gerçekleştiren kehaneti, Budizm’deki "karma" anlayışını ve Spinoza’nın duygu, nedensellik, "conatus" kavramlarını ele alıyoruz.
Olumlu ya da olumsuz düşüncelerin hayatımızı gizemli bir çekim gücüyle mi, yoksa düşünce, duygu ve eylem arasındaki döngü aracılığıyla mı etkilediğini inceliyoruz.
-
Bu bölümde Dionisos, Apollon, Nietzsche ve Jung üzerinden; insanın içindeki gölgeyle, taşkınlıkla, arzuyla ve yaratıcı karanlıkla kurduğu ilişkiyi ele alıyoruz.
Delfi'deki Apollon Tapınağı'na kazınmış “kendini tanı” öğüdünden yola çıkarak, kendimizi aydınlık yanlarımız kadar bastırılmış duygularımız, utançlarımız, korkularımız ve kontrol edilemeyen taraflarımızla birlikte kavramanın ne anlama geldiğini düşünüyoruz.
-
Saknas det avsnitt?
-
Bu bölümde Sinoplu Diyojen ve Kinizm üzerinden; mutluluk, haz, özgürlük ve insanın ne için yaşadığı soruları üzerine düşünüyoruz.
Sokrates sonrası felsefe okullarının mutluluğu teorik bir bilgi olmaktan çıkarıp pratik bir yaşama sanatı olarak nasıl ele aldığına "fener tutuyoruz" .
-
Bu bölümde Çin felsefesi, Taoizm ve Lao Tzu üzerinden; huzur, bilgelik, doğaya uygun yaşamak ve kendi yolunu bulmak üzerine düşünüyoruz.
Tao, Te ve Wu Wei kavramlarıyla birlikte, insanın aşırılıktan uzak, sade ve kendi doğasına uygun bir yaşam kurmasının ne anlama geldiğini ele alıyoruz.
-
Bu bölümde Frédéric Lenoir, Seneca, Sokrates, Buda, İsa ve Erich Fromm üzerinden; yaşam sanatı, farkındalık, deneyim, sahip olmak ve olmak arasındaki fark üzerine düşünüyoruz.
Sıradan bir yaşamı iyi bir yaşam haline getiren şeyin ne olduğunu; para, mülkiyet ve başarı arzusunun ötesinde, insanın kendini tanıması, deneyimlemesi ve özgürleşmesi bağlamında ele alıyoruz.
-
Neden doğru olanı bildiğimiz halde çoğu zaman yanlış olanı seçtiğimizi seçeriz?
Bu bölümde Spinoza'nın Ethica'sını ve Jules Payot'nun İrade Terbiyesi kitabını referans alarak irade, arzu, tutku, alışkanlık ve özgürlük meselesini birlikte düşünüyoruz.
-
“Mutluluk cehalettir” fikrini tersine çevirerek, mutluluğu farkındalık, seçim, kontrol ve eylem kavramlarıyla yeniden ele alıyoruz.
Aristoteles’ten Stoacılara, Schopenhauer’dan Nietzsche’ye uzanan bir hatta; mutluluk felsefesi, hoşnutluk, erdem, arzu ve yaşam bilgeliği üzerine düşünüyoruz.
-
Bu bölümde filozofların ve yazarların günlük rutinlerinden yola çıkarak zaman yönetimi, verimlilik, planlama yanılgısı ve çalışma alışkanlıkları üzerine düşünüyoruz.
Kant’tan Marx’a, Darwin’den Simone de Beauvoir’a, Kafka’dan Flaubert’e uzanan örneklerle filozofların ve yazarların zamanı nasıl kullandıklarına bakıyoruz.
-
Kişisel gelişim her yerde ama ona yönelen eleştiriler de giderek büyüyor. Ben de bu tartışmanın ortasında şunu fark ettim: “iyi kişisel gelişim” dediğimiz şey belki de baştan imkansız.
Bu bölümde bu iddiayı; birey, sistem ve insan doğası arasındaki gerilimler üzerinden birlikte açıyoruz.
-
Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım “Neşe hayatın tasdikidir” cümlesinden yola çıkarak, hayattan ne beklediğimizi ve neden çoğu zaman tatminsiz hissettiğimizi sorgularken Epiktetos’un 'kontrol ikilemi' üzerinden basit ama zor bir ayrım yapıyoruz: “Ne bizim elimizde, ne değil?”
-
Gündemin ağırlığı karşısında ne yapacağımı bilemediğim, mutfak, yatak ve çalışma masası arasında gidip gelmeye başladığımda kendi kendime "Dolanma, bahçeni ek." diyorum. Bu ifade Uzak Doğu felsefesindeki mantralar gibi benim için; ne zaman çaresizlik, kaygı ve karamsarlıkla bezeli bir akışta sürüklensem beni tutup yeniden farkındalığa ve üretkenliğe getiriyor.
Peki nedir bu cümlenin anlamı, nereden geliyor? 18. yüzyılda yaşamış Fransız Devrimi ve Aydınlanma hareketinin önemli temsilcilerinden bizim Voltaire adıyla tanıdığımız, François-Marie Arouet’in üç günde yazdığı Candide adlı romanından öğrenmiştim bu ifadeyi. Kitaba adını da veren baş karakter Candide ismi saf, temiz anlamına geliyor, kitabın alt başlığı ise “İyimserlik”.
Fakat bu noktada başlık yanıltmasın, oldukça ironik bir hikâye bu. Nitekim kahramanımız Candide’in başına gelmeyen kalmıyor.
-
Bu bölümde Arthur Schopenhauer’un çarpıcı fikirlerinden yola çıkarak mutluluğun iki temel düşmanını: acı ve can sıkıntısını inceliyoruz. Boş zamanın neden çoğu insan için bir özgürlük değil de bir yük haline geldiğini, “zamanı geçirmek” ile “zamanı değerlendirmek” arasındaki farkı ve modern insanın bu ikilemde nasıl kaybolduğunu birlikte sorguluyoruz.
-
Albert Einstein’ın “Önemli olan, önemli şeyleri önemli tutmaktır” sözüne rastladım. Hoşuma giden tarafı, neyin önemli olduğuna dair buyurgan bir iddia taşımamasıydı. Belki de mesele, önemli olan şeylerin kendisi değil; onları hayatımızda gerçekten önemli bir yerde tutabilme becerimizdir. Bu düşünce beni, Epictetus’un neyin kontrolümüzde olup neyin olmadığını ayırt etme fikrine ve Doğu öğretilerinde sıkça karşılaştığımız “çaba” meselesine götürdü.
Bu bölümde, bilgi ile farkındalık arasındaki farkı; neden bu kadar çok şey bildiğimiz halde hâlâ tatminsiz hissettiğimizi ve asıl meselenin bilmek mi yoksa bildiklerimizle kurduğumuz ilişki mi olduğunu tartışıyoruz.
-
Modern insanın en büyük çıkmazlarından birini, yani "ideal bir gün" kurgusunu felsefi bir perspektifle masaya yatırıyorum ve bu bölümde masalar çok önemli! :)
Bana bu sorgulamada, Hinduizm’in kadim öğretisi Purushartha eşlik ediyor; Dharma, Artha, Kama ve Moksha üzerinden hem eylemlerimin nihai hedeflerini hem de bu dünyadaki varlığımı nasıl onurlandırabileceğimi inceliyorum.
-
Ramazan Bayramı’ndan Mircea Eliade’nin kutsal & profan ayrımına uzanan bu bölümde, bayramların zamanı ve anlamı yeniden kuran bir ritüel olduğunu tartışıyoruz.
Seküler yaşamda bile devam eden bu tekrarların, insanın dünyayı deneyimleme biçimini nasıl dönüştürdüğünü ve “kutsal”ın aslında gündeliğin içinde nasıl açığa çıktığını keşfediyoruz.
Mircea Eliade'nin "Kutsal ve Kutsal - Dışı" adlı efsanevi çalışması için: https://tamadres.com/kutsal-ve-kutsal-disi-mircea-eliade-kitabi-180174-9786051714998
-
Bu bölümde Milano-Cortina Kış Olimpiyatları’nda öne çıkan iki genç sporcu üzerinden başarı fikrini konuşuyorum: Alysa Liu ve Eileen Gu. Biri erken yaşta zirveye çıkıp sporu bırakmış, sonra geri dönerek yeniden altın madalya kazanmış bir sporcu; diğeri ise aynı anda olimpiyat şampiyonu, Stanford öğrencisi ve küresel bir yıldız olarak “kusursuz hayat” anlatısının merkezinde duran bir figür.
Bu iki hikaye bana yalnızca spor değil; başarı, tükenmişlik, özgüven ve modern dünyanın beklentileri hakkında da çok şey düşündürdü.
-
Sosyal medyada birini engellemek gerçekten kabalık mı, yoksa sınır koymanın meşru bir yolu mu? Bu bölümde eleştiri ile saldırı arasındaki farkı, dijital çağın “sürekli erişilebilir olma” baskısını ve bu baskının bizde yarattığı suçluluk duygusunu konuşuyorum.
Byung-Chul Han’dan Simone Weil’e uzanarak, şeffaflık rejiminde dikkatimizin ve enerjimizin nasıl piyasalaştığını tartışıyorum.
-
Bu bölümde Theodor Adorno’nun “yanlış hayat doğru yaşanmaz” sözü üzerinden modern yaşam eleştirisini, gündelik huzursuzluk deneyimimizle birlikte ele alıyorum.
Neden her yerde karşımıza çıkan iyi yaşam önerileri, mutluluk formülleri ve kişisel gelişim reçeteleri bizi ikna etmiyor? Yorgunluk, suçluluk ve yetersizlik duygusu gerçekten bireysel mi, yoksa sistemsel bir sıkışmışlığın belirtisi mi?
Eğer siz de hayatın “iyi ama eksik” hissinden yola çıkarak felsefe, eleştirel teori ve modern yaşam eleştirisi üzerine düşünmek istiyorsanız, bu bölüm tam size göre.
-
Bu bölümde “Neden stresliyiz?” sorusunu nörobiyoloji üzerinden ele almaya başlıyorum; Robert Sapolsky’nin “Zebralar Neden Ülser Olmaz?” sorusundan yola çıkarak akut ve kronik stres farkını açıklıyorum. Ardından stresin sadece bireysel değil, medeniyet krizi, performans kültürü ve politik belirsizlikle bağlantılı yapısal bir mesele olduğunu tartışıyorum. Psikoloji ile felsefeyi buluşturan bu bölüm, çağımızda stres, kaygı ve tükenmişliği anlamak isteyenler için.
-
Bu bölümde, 2025 yılını dışarıdan başarılı ama içeriden stres dolu hissetmeme neden olan deneyimlerimi samimi bir dille anlatıyor ve “iyi hayat” sorusunu Aristoteles’in felsefesiyle yeniden düşünüyorum.
Nietzsche’nin bengidönüş düşüncesinden ilham alan geleneksel yıl sonu oyunu üzerinden, yaşanmışlığın kalitesini sorgulayan varoluşsal bir teste giriyoruz. Podcast boyunca telos, ergon ve eudaimonia kavramlarını ele alarak, modern dünyanın hız odaklı yaşam anlayışının neden kronik strese yol açtığını tartışıyorum. Hedefler yerine alışkanlıklara odaklanmanın, ölçü ve dengeyi yeniden kurmanın ve “boş zaman”ı üretkenliğin karşıtı değil insani bir ihtiyaç olarak görmenin önemini konuşuyoruz.
Felsefe, pratik akıl ve günlük yaşam arasındaki bağı keşfetmek isteyen herkes için düşünmeye davet eden bir bölüm sizi bekliyor.
- Visa fler